24 Nis 2011

ZİLENİN ELSANATLARI VE ÜRÜNLERİ

EKONOMİK DURUM
Halk genelde tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Vatandaşlar arasında az da olsa ticaret ve sanayi alanında uğraşanlar da bulunmaktadır. İlçede son zamanlarda, özellikle 1996 yılından sonra sanayi alanında kayda değer gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. İlçede un ve yem sanayii, tekstil ve sentetik sanayii, elektrik dinamoları, muhtelif sanayi makinaları, cam ve toprak sanayii, tarım âlet ve makinaları, her türlü plâstikten mamul ayakkabı, mobilyacılık, muhtelif gıda ve temizlik maddeleri alanlarında 55 küçük ve orta ölçekli işletmede üretim yapılmaktadır.
Sulanabilir arazinin az olması, sanayi yatırımının olmayışı nedeniyle bilhassa köylerden büyük kentlere, özellikle İstanbul ve Turhal'a yerleşmek üzere göçenlere ve mevsimlik işçi olarak gidenlere rastlanmaktadır. Yüzölçümü itibarıyla 151.200 hektar alana sahip olan ilçemizde tarım modern yöntemlerle yapılmaktadır. Nüfusun % 60'ı tarımla uğraşmaktadır. % 80'i kıraç olan tarım arazisinin bir bölümü Boztepe, Belpınarı ve Koçaş Göletleri'nden sulanmaktadır.
İlçede ve köylerde ormandan yakacak olarak faydalanılmasının yanısıra yakın zamana kadar evlerin yapımında orman ürünlerinin kullanılması ve bilinçsiz kesim ormanların yok olmasına neden olmuştur. Akabinde bilinçsiz avlanma nedeniyle de yörede bol olan av hayvanlarına da az rastlanılmaktadır. Orman ve av hayvanları katliamının yeni neslin pırlanta gençleri önderliğinde önleneceği umulmaktadır.

ZİLE OVASI :KİREÇLİ KÖYÜNÜN TEPELERİNDEN TURHAL YOLUNU GÖSTEREN BİR RESİM

TAHIL ÜRETİMİ İLE BAĞ VE BAHÇECİLİĞİN BİRLİKTE YAPILDIĞI BU ZENGİN OVALAR KATOLİK ÇAĞLARDAN BU YANA UYGARLIKLARIN GIDA AMBARI OLMUŞTUR.
(M.S.1.YUZYIL,STRABON,Sayfa 51-56 DERKİ)
BURADA ÇOK SAYIDA TAPINAK HİZMETKARI VE ZENGİN GELİR KAYNAKLARINASAHİP RAHİP OTURURDU . BU KUTSAL ARAZİ , KENDİ ÖZ TOPRAKLARIYMIŞ GİBİ RAHİP VE KALABALIK MAİYETİNE BAĞLI İDİ.
Zile Orta Karadeniz Bölgesinin tahıl ambarı merkezi konumundadır. Üretilen tarım ürünlerinden buğday, arpa, nohut, mercimek, fiğ gibi ürünler özellikle ihraç edilmek üzere Samsun ve Mersin limanlarına gönderilmektedir. İlçemizde en fazla yetiştirilen sanayi ürünlerinden şeker pancarı komşu ilçe Turhal Şeker Fabrikasına, Yağlı tohumlar Kooperatifi tarafından alınan ayçiçeği işlenmek üzere Merzifon ve Elazığ fabrikalarına gönderilmektedir.
Şehrin, ekonomik hayatında önemli yer tutan tarım ürünlerinin başlıcaları; Buğday, arpa, nohut, mercimek, fiğ, fasulye, patates, soğan, sanayi ürünlerinden şeker pancarı ve ayçiçeğidir.
Yakın zamana kadar halk arasında bağ kaynatma olarak tâbir edilen hemen hemen her aile tarafından kış hazırlığı içinde yapılması gelenek haline gelen duru pekmez (esmer ve sıvı olur) ve çalma pekmez, köme (cevizli sucuk) bugün eskisi kadar yapılmamaktadır. Ancak Zile Pekmezi adıyla ticari amaçlı sanayi üretimine başlanılmıştır.
En az pekmezi kadar meşhur olan ve yöreye has ananevi usullerle yapılan Zile leblebisinin yapılması da iki usta dışında terkedilmiştir. Bugün yapılan leblebiler hazır olarak Tavşanlı, Çorum ve Eskişehir'den gelmektedir.

ZİLE HIZLA SANAYİLEŞİYOR
Tokat il, ilçe ve beldeleriyle kalktığı sanayi atağında hızla ilerlerken, Zile'de yapılan Zile Tekstil A.Ş.'nin temel atma töreniyle ilin tekstil fabrikalarına bir yenisi daha eklendi. Zile'de 8 müteşebbisin bir araya gelerek kurduğu Zile Tekstil A.Ş.'nin temel atma törenine yöneticiler ve kalabalık halk topluluğu katıldı.
Temel atma töreninde, "İnanıyorum ki gelecekte benzeri fabrikalar çoğalacak ve Zile'de pek çok sanayi kuruluşu ortaya çıkacaktır" diyen Milletvekili Metin Gürdere "Beni en çok mutlu eden 8 kişinin bir araya gelmesi; kimse tek başına sanayi kuruluşu kuramaz; önemli olan bir araya gelmektir." şeklinde konuştu.
Vali Ayhan Çevik kendisine düşen en büyük görevin Tokat'taki sanayileştirmeyi hızlandırmak olduğuna işaret ederek, bu manâda yapılan çalışmaların sonucunun Tokat ve ilçelerinde organize sanayinin kurulmasının olduğunu kaydetti. Şu anda Tokat'ın Türkiye genelinde dokuma sanayiinde 7. sıraya geldiğini söyleyen Çevik, "Anadolu kaplanlarının artık kendi memleketlerine yatırım yapmaları beni mutlu etti. Zile Tekstil A.Ş.'yi kuran ortakları tebrik ediyorum" dedi.
Zile Sanayiinin Başlıca Fabrika ve İmalâthaneleri
1 adet Tuğla - Kiremit Fabrikası
4 adet Un Fabrikası

2 adet Yem Fabrikası
1 adet Mobilya İmalâthanesi

1 adet Çuval Fabrikası
1 adet Konfeksiyon İmalâthanesi

1 adet Plâstik Ayakkabı Fabrikası
3 adet Kara Lâstik Ayakkabı Fabrikası

2 adet Akü İmalâthanesi
2 adet Lâstik Kaplama Atölyesi

2 adet Pekmez Fabrikası
3 adet Gazoz İmalâthanesi

1 adet Pik Demir - Alüminyum Döküm İşleme Atölyesi
1 adet Piston - Gömlek Döküm İşleme Atölyesi

1 adet Vakıf Ayakkabı Atölyesi
1 adet Mermer Fabrikası

1 adet Kolonya İmalâthanesi
5 adet Büz - Briket İmalâthanesi

1 adet Mozayik Taşı İmalâthanesi
2 adet Şekerleme İmalâthanesi

1 adet Bel ve Paça Lâstiği İmalathanesi
18 adet Hızar ve Kereste Atölyesi

1 adet Lüks Mobilya Atölyesi


SEMERCİLİK-NALBURCULUK
Atı evcilleştiren Mezopotamya ve anadolu medeniyetinin, ipek yol güzergahında sürekli değerini artırarak sürdüren Zile'in doğal dokusu gereği binek hayvanlarına ihtiyacı hep olmuştur. Nice kervanların gelip geçtiği, konakladığı bu topraklarda binek hayvanları ile ilgili gelişkin bir sektör olmuştur, işte semercilik de bu sektörlerden biridir. Değişen zaman şartları bu sanatı günümüzde neredeyse atıl duruma sokmuştur.

NALBANTCILIK
Bir zamanların gözde mesleği olan nalbantçılık mazideki parlak günlerini geride bıraktı. Motorlu araçların az,at arabalarının yoğun olduğu yıllarda önemli meslekler arasında yer alan nalbantçılık şimdilerde can çekişiyor.

Nal için örs,çekiç,kerpeden ve atın tırnağını yontmak için yonocak denilen aletlere ihtiyaç vardır. Atın tırnağı yonacakla nala uygun hale getirilir ve nal çivilerle tırnağa çakılır.

Yaşadığımız dünyada artık her alanda kendini gösteren teknolojik gelişmeler nalbantcılık sektörünede darbe vurmuştur. Şehir hayatında hayvancılık bitme noktasına gelmiş olup, hayvancılığın azalması ile ulaşım araçlarının her yerde her alan da yaygınlaşması sebebiyle at kullanımı ve at arabacılığı kullanımı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

ESKİ ZİLE LEBLİBİCİLERİ
ZİLE ilçemizde leblebicilik tarihi epeyce eskiye dayanmaktadır. Şimdilerde ilçemizde bu işi yapan çok az insan kaldı, bu işi yapanlar da dededen babadan kalma bir meslek olarak devam ettirilmektedir. Halen bu mesleği çerezci olarak sürdüren iki üç dükkan bulunmaktadır
Leblebinin bizim yöredeki diğer adı da “ çerez ” olarak ifade edilmesidir.
Yaptığımız araştırmada ilçemizde 50 yıl öncesinde 30 leblebi ocağının bulunduğunu ve bu ocaklarda en az 3 kişin çalıştığını hesap edecek olursak ; 100 kişilik bir istihdamın bu yol ile sağlandığını ve yaklaşık 50 ailenin bu işten geçim sağladığını görmekteyiz

SICAK DEMİRCİLİK
ZİLE ilçemizde demirciler çarşısı bir site biçiminde küçük demirci atölyelerinin bulunduğu bir yer vardı.

Demirci ; madenleri döverek biçimlendiren, küçük ve orta büyüklükteki parçaları elde döverek işleyen zanaatçıya demirci denir, demirci ustaları üç aşamada demire şekil verirler,
Kızdırma, Ekleme, Biçimlendirme.


Ateşi kızdıran, deriden yapılmış açılır, kapanır körüğün demiri kızdırması ile ustanın çekici ile örs arasında demir şekil almaya başlamaktadır.Demircinin çekici örs üzerinde bir ahenk içinde demiri raks ettirmektedir.

Demirci Ustalarının fiziki yapıları da bu meslekte çok önemlidir.Bedence güçlü, dayanıklı, ayakları ve kolları sağlam, ellerinde becerikli olması gerekmektedir.
Eski Zilede Demirciler Çarşısında yapılan Aletler ;

Çapa,
Kazma,
Bel,
Kara Saban,
Zevle,
Köpek boyunluğu,
Nal,
Mık,
Araba Tekeri demiri,
Nacak,
Balta,

YOK OLMAK ÜZERE OLAN ZANAATLARA SAHİP ÇIKILMALI

Yüzyıllardır hatta bin yıllardır sürdürülen sıcak demircilik zanaatı da yok olmak üzere. Makineleşmenin başlaması ile el emeği ile yapılan sıcak demir dövme zanaatı büyük zarar gördü. Bu zanaata yıllarını veren büyük ustaların bazıları mesleğini sürdürse de birçoğu dükkanlarını kapattı. Ama yine de sıcak demir dövücülüğüne büyük ihtiyaç var. Mesela iyi bir balta yapmak için onun ağzını iyice dövüp işlenmesi gerekli.Nalbantçılık zanaatımız da yok olmak üzere. Eskiden onlarca hatta yüzlerce nalbantın olduğu zile de şimdilerde bir tane nalbant kaldı. Onlar da yok olmak üzere olan zanaatlarını yaşatmanın mücadelesini veriyor. Aslında bu yok olmak üzere olan zanaatların hepsine sahip çıkılmalı. Bakırcılık, kalaycılık, at arabacılığı, demircilik, hepsi insan emeği ile yapılan, yüz yıllarca bu insanların ihtiyaçlarını karşılayan zanaatlar. Bu zanaatı icra edenler vergiden falan muaf olmalı.


Ateşli Sanatlar Çarşısında sıcak demirciler öyle az kaldılar ki, zaman zaman onlar ocakta körükle erittikleri demire balyozla şekil verirlerken, çocuklar ve gençler onları merakla izliyorlar. Çünkü, kimileri ilk kez görüyor örsle körüğü. Hele bir de şahmerdan var ki, kora dönüşmüş demire güm diye vurduğunda etrafa kıvılcımlar saçıyor. Sıcak Demirci ustası Mehmet Potak, artık bize öyle eskisi gibi pek iş gelmiyor. Ufak tefek şeylerle uğraşıyoruz. Pulluk bıçağı falan yapıyoruz. Bir zaman sonra belki de, körüğü, örsü, şahmerdanı ve bunlarla çalışan ustaları izlemek için açık dükkan bulamayacaklar.

El sanatları bir toplumun aynası ve geleceğe tuttuğu ışıktır. Günümüzde her ne kadar el sanatları yok olma durumunda olsa da geçmişte büyük bir misyon üstlenmiş ve geleceğe ve modern topluma teknolojiye geçişi sağlamıştır. El sanatları özelliklerini kaybederken toplumda hala tek tük bazı kişiler meslek olarak yaşatmakla beraber, günümüzde el sanatları fabrikasyon olmuş, elektrikle çalışan torna atölyelerinde yapılmaktadır. Günümüz şartlarında fazlada bir ihtiyaç duyulmasa da geçmişimizin bir parçası olan el sanatları bizim öz ve öz değerlerimizdir.Yaklaşık 300 yıllık geçmişi olan Demirciler Arastası'nda ustalar, işçilikleri ile tüm Türkiye'ye ismini duyurmalarına rağmen meslek yok olma tehlikesi yaşıyor.

kalaycılık

Cocukluk yaşından beri kalaycılık yapan Faruk Burtacgiray; "Benimle birlikte Zile'de bu işi iki üç kişi yapıyor. Artık kalaya ilgi kalmadı. Şimdi sadece bakır meraklıları ve bazen de televizyoncuların ilgisiyle karşılaşıyoruz" dedi.
Bakır kapları önce tuz ruhuyla ardından da kumla temizlediğini belirten Burtacgiray, kum dökme işleminin ardından bu eşyaları nişadır ve eritilmiş kalayla birlikte odun ateşinde kalayladığını, devamlı kullanılan bir bakır kabın zehirlenmeye yol açmaması için en azından yılda bir defa kalaylanması gerektiğini söyledi. Bakır kapların kullanımının azalmasıyla bu eşyaları kalaylattırmaya gelenin de kalmadığını ifade eden Faruk Burtacgiray sözlerini şöyle tamamladı: "Dedem ve babam kalaycılık yaparak ailemizi geçindirdi. Ben de bu mesleğin içinde büyüyerek, ekmeğimi kalaycılıkla sağlamaya başladım. Artık işlerimiz eskisi gibi iyi değil. Kalaycılık tarihe karışıyor. Bakır kaplar, insan sağlığı açısından alüminyum ve diğer metallerden yapılmış kaplara göre daha sağlıklı olmasına rağmen tercih edilmiyor. Sağlık açısından yararlı olan bakır kapların tercih edilmemesi, hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bakır eşyalar sadece otantik yerlerin sofralarında yer tutuyor. Kültürümüz ve sağlığımız için bakır kapların kullanımının artması lazım."Kalay Bakır bir kabın sağlıklı bir şekilde mutfakta kullanılabilmesi için yapılan kaplama işlemidir. • Bakır ürün yüzeyindeki yağlı dokunun ve zararlı bakterilerin temizlenmesi için kostik (Sodyum Hidroksit NaOH) sıvısında 6-8 saat bekletilir. • Özel ince dere kumu ile bakır yüzey iç ve dış ovularak temizlenir. • Çinko ile kesilmiş tuzruhu ile bakır yüzey sıvanır. bu ürünü tezgah aşamasına hazırlamadan önceki son işlemdir. • Isıtılmış bakır *Darphane basımı yüksek muhteviyatlı kalay ile sıvanır ve kaplama gerçekleştirilmiş olur. • Son olarak bakır yüzeyin üzerindeki kırmızı tav rengi yağlı pamuk ile dikkatle temizlenerek kullanıma hazır hale getirilir.
-KULLANIM DETAYLARI- - Kalaylanmış bakır sabunlu sıcak suyla temizlenmelidir. - İlk kullanımda süt ihtiva eden ürünlerle kullanılması kaplamanın ömrünü uzatması ve daha sağlıklı kullanılması açısından tavsiye edilir. - İlk kullanımda asit düzeyi yüksek olması nedeniyle sebze ürünlerinin kullanılmamasına dikkat edilmelidir. - Kesinlikle sert yüzeyli fırça veya bulaşık telleriyle ovularak temizlenmemesi gerekmektedir. - Kalay rengi bakıra dönmeye başladığında kalay ömrünü tüketmiştir ve tekrar kalaylanması gerekmektedir. *Sokaklarda kalay kaplama adı altında yapılan kurşun muhteviyatı yüksek daha çok lehim materyaline yakın maddelerle yapılan ve darphane üretimi olmayan sözde kalay materyali insan sağlığı açısından son derece zararlıdır!

KAPI TOKMAKLARI


Dış kapı kanatları üzerindeki döğme demir kapı tokmakları, işlevsel elemanlarının yanı sıra, zengin motif çeşitleri ile de dikkat çeker. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı kullanımına ayrılmış, kalın ve ince sesler çıkaran tokmaklar, gelenekler doğrultusunda bezenmiş "Ayna" ların üzerinde yer alır. Kapı tokmaklarında iki tür ses verme elemanı vardır: Birincisi yabancı erkek misafirler için olanıdır ki, bu üstte bulunan kalın sesli kapı tokmağıdır, ikincisini ev halkı ve kadın misafirler kullanır. Bu tokmak altta bulunur ve ince ses verir. Böylece ev halkı hazırlıksız yakalanmamış olur; kapı tokmağının çıkardığı sese göre misafir karşılanır.Günümüzde ZİLE'de bir demirci ustası tarafından üretilen kapı tokmakları, süs eşyası ve hediyelik eşya olarak da kullanılır.>

ZİLE tarihinin oluşumunda ve niteliğinde yer unsurunun önemi büyüktür. Bölgenin ilk uygarlıklarının doğduğu, DOĞU ve BATI arasında bulunuşu güneyden ve Akdeniz´den doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu, uygarlık tarihine ve bugüne yön vermiştir. Bu nedenle ZİLE, tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek yolunun da bölgeden geçiyor olması ZİLE´in önemini ve canlılığını devamlı olarak korumasını sağlamıştır.

yorgancılık

Bu el yapımı, geleneksel yorganların, sanatsal yanı bir yana, en önemli özelliği ise sağlıklı olmalarıdır. Yorganlarda hiçbir zaman elyaf kullanılmıyor. İçlerinde yalnızca yün ve pamuk yer alıyor. Çoğunlukla da pamuk... Bu pamuğun en iyisi "Maydos" pamuğu diye adlandırılıyor ve kullanılıyor. Çanakkale ilinin Maydos ilçesinde yetişen bu pamuk cinsi, yorganın kabarık durması ve motiflerinin göz önüne çıkması için ideal sayılıyor. Yorgan hazırlanırken, ilk işlem olarak, yalnızca çırçır makinesinde çekirdeği ayrılmış olan ham pamuk, yorgancıda "hallaç yayı" denilen geleneksel bir yay ile kabartılıyor, işleniyor. Sonra da, kumaşı ipek yada keten olan yorganın içine dolduruluyor. Yorganın açık olan ağzı dikilerek kapatılıyor. Bu içi pamuklu, işlenmiş yorgan, yorgan sanatkarı için bir ressamın tuvalinden farksızdır artık. Şimdi yorgan sanatçısının, uzun zamandır düşlediği, belki bir yerlerden, belki de eski ustalardan esinlendiği, çoğu zaman rüyalarını süslemiş desenlerini ve motiflerini, eskiz kağıtlarından yorganın üzerine dökmesinin zamanı gelmiştir. İşlenmemiş yorgan, "taksimat" denilen bir işlemle, motifin özelliğine göre kare, dikdörtgen ya da baklava biçiminde eşit dilimlere ayrılır, tebeşirle çizilir. Sonra da motif yorganın üzerine geçirilir. Şimdi günlerce sürecek bir çalışmanın ve emeğin uygulamasına başlanacaktır. Hepsi eşit aralıklarla, durmasızın vurulan iğne darbeleri... 1cm. de 3-4 iğne ve tüm yorgan için milyonlarca fiske... Günden güne şekillenen, yaşamaya başlayan motif demektir bu. Eğer daha özel bir yorgansa, elde yapılmış oyaların kumaşın üzerine adapte edilmesi ile de sürer bu çalışma. Yorgan bittiğinde ise 1 hafta ile 10 gün arasında bir zamanın nasıl geçip gittiğini fark etmemiştir bile yorgan sanatkarı. Bir yorgan sanatçısı yaşadığı duyguları şöyle ifade ediyor ... "Yorgan bittiğinde vitrine asıp uzun süre bakarım ona. Eğer yorgan bana gülümsüyorsa o zaman içimi bir mutluluk sarar. Ruhuma huzur dolar... Bazen günlerce haftalarca o yorganı seyrederim"... diyor. Ama bazen buna fırsatı kalmıyor. Çünkü yorgan ya ısmarlamadır ya da alıcısı çıkıp geliveriyor birden.Films and Shows: Yeni sahibi ile 40-50 yıllık bir serüven yaşayacak olan yorgan çıkıp gidiyor yorgancının dükkanından. O anı yaşayan yorgancı ustası duygularını şöyle dile getiriyor : "Değerini bilen severek alan bir kişiye gittiyse üzülmem" diyor. Yorgan sanatçılarını yetiştiren bir okul yok... Çırak, kalfa, usta usulüyle yetişiyorlar. Günden güne el yapımı yorganları ile birlikte azalıyorlar. Artık sokak aralarında renk cümbüşü yorganlarla süslü, bakanı düşler alemine taşıyan vitrinler yok. Gözlüğü burnunun ucuna düşmüş, oturmuş yere, almış kırmızı saten yorganı dizlerinin üzerine, elinde iğne huşu içinde yorgan diken yorgancı da yok. Semtleri arşınladığınızda bir yorgancı dükkanına ancak rastlayabiliyorsunuz. Burada da ana meslek yorgancılığın çok az yapıldığını daha çok kumaş konfeksiyon işlerine geçildiğini görüyorsunuz. Bu konuda yorgancılar ortak görüşlerini "Nevresim çıktı mertlik bozuldu" şeklinde dile etirmektedirler. Yorgancılık mesleği ile uğraşan esnafın azalan iş hacmi dolayısı ile dükkan kiralarını bile ödemekte güçlük çektiklerini, kazanç sağlamayan bir meslek haline dönüştüğü için yetiştirecek çırak bulamadıklarını bu nedenle halihazırdaki nesilden sonra bu mesleğin tamamen yok olacağını dile getirmektedirler. Nevresim ve elyaf piyasaya çıktığından beri geleneksel Türk yorgancılığı kan kaybetmektedir. Geleneksel Türk yorganlarında Yün yada pamuk kullanılmaktadır. Son derece sağlıklı olan bu maddeler doğadan elde edilmektedir. Oysa kimyasal bir ürün olan elyafın ne derece sağlıklı olduğu tartışma konusudur. Efsanelerden, minyatürlere; atasözlerinden atasözlerinden türkülere kadar konu olmuş, Türk geleneğinde evliliğin ve mutluluğun sembolü haline gelmiş, motiflerinde yüzyıllardır geleneksel Türk zarafetini ve inceliğini yansıtan el yapımı yorganlar az da olsa hala yaşıyor. İstenildiğinde, hala o ince sanatın güzelliğini ve sıcaklığını hissetmesi mümkün insanların....

Hiç yorum yok: